21 OCAK 2025 FELAKETLERİN GÖLGESİNDE
Gece yarısını çoktan geçmiş, sessizliğin ağırlığı içime çökmüş durumda. Huzur vermesi gereken bu sessizlik, sanki beklenen bir felaketin habercisi gibi… Saat 03:27. Bolu Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel alevler içinde. Semester tatilinin coşkusuyla çocuklarıyla birlikte kayak merkezinde olan onlarca aile, ateşin içinde sıkışıp kalıyor. İlk gelen haberlerde 66 kişinin yaşamını yitirdiği söyleniyor, ama WhatsApp gruplarımda fısıltılar bu sayının çok daha fazla olduğunu haykırıyor.
Ve işte yine aynı şey; yayın yasağı! Ülkemizde gerçeklere karşı alınan en hızlı “önlem.”
Bu yangın, beni iki yıl öncesine, 6 Şubat 2023’e geri götürüyor. O sabah, depremin yıkıma sürüklediği 11 şehirden haberler gelirken, hayatımın en büyük acılarından biriyle yüzleşmiştim. Çocukluk arkadaşlarımı, o arkadaşlarımın çocuklarını enkaz altında kaybettim. İlk haberi astroloji öğrencimden alıyorum:
“Hocam, annem ve babam göçük altında kaldılar, bakar mısınız, kurtulacaklar mı?” Şok olmuş! Aklına bana sormak gelmiş:(((
Ekrana bakarken zaman duruyor, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor. Acının o ilk dalgası beni esir alıyor. Tam bu sancının içinde, daha ne olduğunu anlayamadan, vicdansız, ahlaksız, şerefsiz birinin zorbalığına maruz kalıyorum. O gün hissettiğim öfke ve acı, bugün hala içimde alev alev yanıyor. O alevin sebebini yakacağı güne kadar…
Acımı dönüştürmek için büyük bir çaba harcıyorum. Öfkemle yüzleşiyor, onu anlamaya, ona şekil vermeye çalışıyorum. Ama ne zaman biraz hafiflediğimi sansam, yeni bir felaket bu iki duyguyu yeniden hortlatıyor.
Acım ve öfkem…
Şimdi yine karşımdalar.
Birbirini körüklüyor, beni kısır bir döngünün içine çekiyorlar.
Bu iki duygunun kaynağı elbette geçmiş travmam, daha 2 yıl geçmiş üzerinden. Gözlerimi açıp etrafıma baktığımda, felaketlerin tam ortasında hala görevlerini yapmayan yöneticileri, sorumluluğu birbirine atan kurumları, vicdanlarını kaybetmiş, insanlıktan nasibini almamış robotları görüyorum. Bu duyarsızlık ve adaletsizlik, içimdeki öfkeyi büyütüyor. Her zincirleme ihmal, her yüzleşilmemiş gerçek, her cezasız kalan suç, içimdeki yarayı biraz daha derinleştiriyor.
Bu döngüde insan kalmaya çalışıyorum. Kendime dönüyorum, içimdeki acıyı, öfkeyi kabul ediyorum. Onlarla yüzleşiyorum, onlara isim veriyorum. Acımı yaşıyorum, öfkemi anlıyorum. Bana en iyi gelen şeyi, yazmayı seçiyorum. Öğrencilerimle konuşuyorum, onlarla paylaşıyorum. Onların ışığına dokundukça, kendi ışığım biraz daha parlıyor.
Ama içimde bir gerçek var, biliyorum: Bu acı bitmeyecek. Öfkem dinmeyecek. Çünkü her gün yüzlerce insan, bir ihmaller zincirinin kurbanı oluyor. Ve her yeni felaket, acımı yeniden şekillendiriyor, öfkemi yeniden tutuşturuyor.
Bu hikayede insan kalmak, en büyük mücadelem oluyor. Felaketlerin, kayıpların, adaletsizliğin içinde bir ışık arıyorum. Her gün yeniden insan olmaya karar veriyorum. Kelimelerimle, öğrencilerimle, ışığımın dokunduğu herkesle bu karanlığı delmeye çalışıyorum.
Biliyorum, bir gün bu zinciri kıracağız. Bir gün suçlular cezalarını bulacak, adalet yerini bulacak. Biliyorum diyorum ama buna İNANMIYORUM! Ama o güne kadar, bu acı ve öfke ile yaşamayı öğreniyorum. (Bitmeyecek bir öğrenim) Her sabah yeniden başlıyorum; karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, bir ışık yeter. Ve ben, o ışığı büyütmeye devam ediyorum. Işığımın kimini aydınlattığını kimini yaktığını ve yakmaya devam edeceğini bilerek...
21 Ocak 2025
20 47
Mississauga Kanada
Yorumlar
Yorum Gönder